98 YILDA CUMHURİYET VE KENT PLANLAMA

Cumhuriyetin ilan edilmesinden kısa bir süre önce 13 Ekim 1923’de Osmanlı İmparatorluğunun başkenti olan İstanbul, “yabancı taklitçisi burjuvazi”nin bir simgesi olarak algılandığı için terk edilerek Ankara başkent ilan edilmişti. Ankara’nın yeni yöneticileri, kapitalist gelişme çizgisini yadsımamışlar ancak başkent Ankara’da “ulusal burjuvazinin” kültürünü ve yaşantısını kurmayı hedeflemişlerdi. 1935’li yıllara kadar benimsenen temel amaç; “Anadolu’daki kentlerde sağlıklı bir ortamın yaratılması için gerekli her türlü teknik ve sosyal alt yapı olanaklarının gerçekleştirilmesi” olmuştur. Hatta bunun için Anadolu geneline yayılan Şeker Fabrikaları ve Tekstil Fabrikalarında bir yandan üretim yapılırken, bir yandan da “Yerel Burjuvaziyi” oluşturmak için batı müziğinin çaldığı sosyal tesisler yapılmıştır. Ankara’nın yarışma ile elde edilen (1929) Jansen planından başka Anadolu’da birçok ilin planlaması, genellikle yabancı uzmanlarca gerçekleştirilmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye’de planlama yapan Wagner, Lambert, Prost, Reuter, Egli, Öelsner gibi batılı plancılar, gerek kent planlamasının gerekse yerel yönetim anlayışının çerçevesini çizmeye çalışmışlardır. Bu çerçeve içinde spekülasyonla mücadele vardır. Belediyelerin arsa politikası izlemeleri zorunluluğu vardır. Kent toprağından elde edilen rant gelirlerinin kentlere getirdiği ağır yüklere dikkat çekilmiştir.  Ancak tüm bu uyarılar göz ardı edilmiş ve 1950’li yıllardan sonra Türkiye’nin doğusundan batısına doğru yaşanan yoğun göç dalgası adeta teşvik edilmiştir. İşte bu göç dalgası, kentlerin planlamasında gözlenen ve kentlerde yaşanan sosyal-ekonomik-kültürel kaosu oluşturan temel nedendir. Nitekim açın Cumhuriyet tarihini ve 1950 sonrasında yaşanan siyasi anlayışa bakın. O yıllarda başlayan kayırmacılığın, kısır zıtlaşmaların ve teslimiyetçiliğin egemen olduğu, aklın ve bilimin ise yan cepte gezdiği bir Cumhuriyet Türkiye’sini reddetmek mümkün değil. Cumhuriyetin 98. yılını yaşarken görülen tablo ise çok daha vahim. Kentlerimizin gelişmesi hakkında karar verenlerin Cumhuriyet ideolojisi yerine “rant ideolojisini” benimsediği ya da bu ideolojiye teslim olduğu gün gibi ortada. Kısır siyasi çekişmeler içinde doğruları unutan ve gözünü “yok ederek hakim olma hırsı” bürümüş insanların kentlerimize hakim olmadığını iddia edebilir misiniz? Sadece karnını doyurma gayreti içinde olan ve kentlerin varoşlarında yaşayıp kentte ne olduğundan habersiz insanların duyguları üzerinden siyaset yapmayanlar var diyebilir misiniz ? Kenti ve halk sağlığını hiçe sayarak “iş takibi” yapan, “ille de şu kanunsuz yapıları meşrulaştıralım” dayatmasını  Belediye yöneticilerinin önüne koyan ve sonra da “Belediye Halk İçin Çalışmıyor” diye demokrasiye sığınıp çığlık atan ya da zamanında alkışlarla onaylanan bir kent planını yeni açılan rant perdelerini aralayarak “iptal ettirelim” diyen çok bilmişlerin Belediye Meclislerinde bizim adımıza karar verdiğini görmüyor musunuz? Hele Dünya’nın en güzel coğrafyalarından birinde “planlı olarak kaçak yapılaşan doğa ve toplum düşmanlarına” karşı geliştirilen yasal mücadelenin “görülen lüzum üzerine” tırpanlanmasına ne demeli?

 

Bizim Zalimcan geçen akşam bana uğradı. Bir fincan kahve içip iki lafladık ve giderayak kulağıma yüksek sesle bir şeyler fısıldadı. Uzak diyarlarda bir yerlerde, bir yandan Atatürk adının arkasından gülümseyen fakat öte yandan “Yetkilerini ve gücünü ceketinin ön cebine sıkıştıran zavallılardan” başka, “seçilmiş ama kent katillerine karşı değil medya akrobatlarına şirinlik yapan aciz halk temsilcilerinden” söz etti ama doğrusu nereden ve kimlerden bahsettiğini de pek anlayamadım. Bir dahaki buluşmamızda belki ayrıntıları öğrenebilirim.

 

Evet sevgili okurlar, Cumhuriyetin 98. yılında sorulan bu sorulara anlamlı cevaplar vermek zorundayız. Bir yanda Atatürkçülüğü dogma haline getiren ve/fakat sadece slogan üreten “aydıncıklar”, bir yanda da rejim tartışmasını yarı açık ifadelerle körükleyen ve garip bir Cumhuriyet yönetimi özleyen beyinler. Bir yanda Atatürk’ün ilke ve devrimlerini peş peşe doğru sayamayan bir “Marjinal Gençlik”, bir yanda ise “Nutuk’la yöneticilik yapacağını zanneden çaresiz kimlikler”. Atatürk’ün Cumhuriyet rejimi içinde kentlerde oluşturmaya çalıştığı ulusal burjuvazi ne hale gelmiş. Şöyle bir bakın bakalım etrafınıza, kentin önderleri (burjuvazi temsilcileri) kentleri için ne yapıyor. Şehir Plancıları, böyle bir yapı içinde kentlerimizin sağlıklı profilini hangi “doğrularla” çizebilir ki? Hadi bir de şu soruya cevap verelim. Cumhuriyet Türkiye’ye yakışıyor da, Türkiye Cumhuriyeti kentlerinin 98. yıldaki görüntüsü Cumhuriyete yakışıyor mu? Cumhuriyetin yaşandığı ve yaşatıldığı her yerdeki onurlu insanlara selam olsun.



Dr. Murat ÖZYABA
Okunma Sayısı: 3822


3.238.24.209








YAZARIN DİĞER YAZILARI

Aidat Borcu Sorgulama
Son Ziyaretçi Yorumları
Akın Sezer
Saygı değer dernek yöneticileri ve hemşerilerim yaklaşan yeni yılınızı kutlar, yeni yıl Kırşehirin kaderini kırarak göç veren bir il değil kendi kendine yeten, eğitimde geleceğine güvenle bakan bir il statüsünde görmek dileğiyle tüm Kırşehirlilerin yeni yıllarını kutlar saygılar sunarım

Ersoy Gezer
Sayın başkanım ve değerli üyeler çalışmalarınızda başarılar dilerim bir kırşehirli sanatçınız olarak yanınızda oldugumu belirtir tüm kırşehirli hemşerilerime sevgi ve saygılar sunarım

Gürsel Tek
Siteniz çok güzel olmuş emeği geçen herkese çok teşekkür ederim.


Tüm ziyaretçi yorumları için tıklayınız.
Günlük Gazeteler
Sponsorlarımız

Bodrum Güçbirliği Derneği

© Copyright 2020  V4.1 Tüm Hakları Saklıdır. | Dernek Sitesi


Top